30 Haziran 2011 Perşembe

Sherlock Holmes kitap inceleme




”Sayın Bay Holmes; Brixtone Sokağı’ndaki, Lauriston Gardesn’ta, gece saat üçte çok feci bir olay meydana geldi. Devriye gezen adamımız köhne evde bir ışık görünce içeriye girip bakmış ve cesetle karşılaşmış. Fakat ne bir hırsızlık olmuş, ne de bu adamın nasıl öldüğüne dair elimizde bir ipucu var. Odada kan izleri var ama adamın hiç yarası yok. Bu boş eve nasıl geldiği konusunda da hiçbir fikrimiz yok; her şey büyük bir bulmacaya benziyor. Bu sizin çözebileceğiniz nitelikte bir durum…”
Ünlü dedektif ve polisiye severler için unutulmaz bir kahraman olan Sherlock Holmes’un maceralı tekrar basılıyor. Yayınlanmış iki baskı üzerinden Holmes’un özelliklerine değindik. Watson’un Holmes hakkındaki ilginç gözlemleri ilginizi çekecek türden.
Bu zamana kadar Sherlock Holmes’un adını, kitaplarla alakadar olup da duymayan herhâlde yoktur. Holmes’un namı öylesine alıp başını yürümüştür ki, yazarı Doyle’un adını bile geçip, ünlenmiştir. Bazen karakterler yazarlarını böyle geride bırakırlar, bu yazar için iyi midir, kötü müdür bu ayrı bir tartışma konusudur ama Doyle için Holmes’un kendisinden ünlü olması iftihar meselesi olsa gerek. Zira dedektiflik denilince hemen akla Holmes gelir. Bu karakterden önce de karakterler vardı; en barizi Poe’nun karakteri Dupin’dir. Fakat Dupin, Holmes gibi macera silsilesine sahip olamamış ve doğal olarak ünü de buna bağlı kalmıştır. Holmes ise gerek zekası gerek çözümlemeleri ile her polisiye severin takdirini kazanmış, tam bir ütopik kahramandır. Zira o, sararan tırnaklardan kişinin sigara içtiğini ve markasını çıkarıp, cinayet yerinde bulduğu izmaritle suçluya giden bir ‘tümdengelim’ uygulayan dahine bir zattır. Kısacası her özelliğiyle dedektifliğinden ödün vermeyen, suçluların kendisinden korktuğu birisidir. Peki Holmes’u bu kadar ‘özel’ kılan veya ‘usta’ kılan özellikler nelerdir? Avrupa Yakası Yayınları’ndan yayınlanmaya başlayan Sherlock Holmes serisinin ilk iki kitabından örneklerle Holmes’un kısaca üstünde duralım (zira bu bir polisiye sever olarak üstümüze vazifedir.)
Arthur Conan Doyle
İlk Holmes macerası ‘A Study in Scarlett’dir. Türkçeye Kızıl Dosya veya Kızıl Soruşturma olarak çevrilen bu roman Holmes’u tanımak adına muhakkak okunmalıdır. Zira her kitapta Holmes’un dedektiflik üzerine sözlerine veya hayatına dair ayrıntılara rastlarız ama Holmes’un doğuşu Kızıl Soruşturma&Dosya&Leke’dedir.
Malum olaylar Dr. Watson’un gözünden anlatılır ve Holmes ile Watson zaman geçtikçe çok iyi arkadaş olacaklardır. İlk kitapta ise bu iki kişi şöyle tanışır; Watson, Britanya İmp. bağlı bir doktordur. İngiltere’nin cephelerinde sağlık hizmeti görev. Savaşlarda yer alır. En son da Afganistan’da buluunmuştur. 1878 yılında Londra Üniversitesi, Tıp Bölümünden mezun olan Watson Afganistan’daki savaş sırasında yaralanmış ve İngiltere’ye geri gönderilmiştir -ki dokuz ay süresince geldim der, sonra bir daha geri dönmez-.
Londra’da ucuz otellerde ilk günlerini geçirince artık bir eve çıkmaya karar verir. Yanında da birisi yani ev arkadaşı olursa hem geçimin hem de ev işlerinini yürütülmesinin kolay olacağında karar verir. Böylelikle bir arkadaşına rastgelir ve ona ev aradaığını söyler. Arkadaşı da ona başka birisinin daha ev aradığını söyler ve Holmes ile tanıştırır. Holmes’u ilk başta anlayamayan Watson, ‘aylak’ bir tip olarak görür Holmes’u -aslında Holmes’da ‘cool’ yaşayan bir tiptir.- Velhasıl Holmes hakkında kısa bir izlenim sonucunda şu kanıya varır Dr. Watson;
Holmes’un Bilgisi
Edebiyat Bilgisi: Sıfır, Felsefe: Sıfır, Astronomi: Sıfır, Politika: Az, Botanik: Değişken, afyon tiplerinde uzman. Jeoloji: Pratik ama sınırlı, Kimya: Çok derin, Anatomi: Kusursuz ama sistematik değil, Kriminoloji: Çok fazla,  İyi viyolensel çalıyor, yetenekli eskrimci, boksör ve kılıç ustası, İngiliz yasalarını biliyor.”
Burada yazarın böyle bir bilgi vermesi ve nihayetinde Holmes’u ”Edebiyat benim ne işime yarayacak? Kafamı bana yaramayan şeylerle doldurmam, onun yerine faydalanacağım bilgileri öğrenerim…” diye konuşturması ‘eksiksiz’ bir dedektif tipi oluşturmak için şüphesiz. Zira Holmes, bohem yaşam sürse de cinayetlerin üstüne düşüşü oldukça fazladır. Nitekim bir ara Watson ile Güneş mi Dünya’nın yoksa Dünya’nın mı Güneş’in etrafında döndüğüne dair -kendince- kısır bir tartışmaya dahi girer.
Özel hayatında ise Holmes şöyledir; ”İş yaparken sessizdi ve muntazam alışkanları vardı. Geceleri yatma ve sabahları kalkma saatlerini aksattığı pek nadir olurdu ve her sabah, ben kalkmadan önce kahvaltısını edip çıkardı. Bazen gününü kimya laboratuvarında, bazen teşrih odalarında ve bazen de kentin en düşük yerlerinde yaptığı uzun yürüyüşlerle geçiriyordu. Çalışma azmi geldi mi hiçbir şey gücünü azaltamazdı ama, ara sıra bir hâl olur, oturma odasındaki kanepede neredeyse tek bir kelime etmeden ve kılını kıpırdatmadan saatlerce otururdu. Bu gibi durumlarda, gözlerinden, hayallere daldığını ve boş boş baktığını fark ederdim, tüm hayatının ölçülülüğü ve iradesi yasaklamamış olsaydı, uyuşturucu bağımlısı olduğundan şüphe ederdim.”
Doyle’un böyle ‘kusursuz’ bir karakter imajı oluşturmasındaki gayeden biraz önce değinmiştik, Doyle istiyordu ki kendi dedektifi bu zamana kadar gelmiş dedektiflerden öte, güçlü ve apayrı olsundu. Direk çözümleriyle diğerlerini geride bıraksındı. Nitekim buna da ‘tümdengelim’ der. Tümdengelime Arapça’da talil denilir ki bunun anlamı sebep göstermektedir. Genelden özele gitme, diye açıklayacağımız tümdengelim Holmes’u kesin başarıya ulaştırmak için en önemli kullandığı araçtır. Keza her Holmes öyküsünde bu sistem yazar tarafından kullanılır.
Holmes’u mükemmel yapmak için kendinden öncekileri kötülemek veya Holmes’u üstün göstermek gerekir pek tabii ki. Kızıl Dosya-Soruşturma’da Holmes şöyle der; ”Benim düşünceme göre Dupin çok kompleksli bir insandı. Arkadaşları düşüncelerini açıkladıktan sonra, çeyrek saat sessiz kalarak lafa karışması çok gösterişli ve yapay bir hareketti. Hiç şüphesiz, analitik bir dehaya sahipti ama Poe’nun hayal ettiği türden bir fenomen olmaktan çok uzaktı. -devam eder- Lecoq(1866-69 yılları arasında yayımlanan bir roman dizisi için Emile Gaboriau tarafından oluşturulmuş dedektif karakteridir) zavallı bir acemiydi. Beğendim tek tarafı enerjjisiydi. O kitap beni hasta etmişti, sorun meçhul bir mahkumu teşhis etmekti. Ben bu işi yirmi dört saat içinde yapabilirdim. Lecoq ise altı ayını verdi. Bu kitap, dedektfilerin kaçınması gereken davranışlar üzerine ders kitabı olarak kullanılabilir.”
Görüldüğü üzere Doyle kendi karakterini diğerlerinden öyle göze batan sebeplerle ayırmaktadır ki, iddiası ve azmiyle diğerlerine burun kıvırmaktadır. Bunu Kızıl Soruşturma’da ilk olarak tasdik ederiz. Yazımızın başında kullandığımız mektup, Holmes’a hükümet tarafından gönderilmiştir. Hükümette yer alan ‘resmi’ dedektifler sık sık Holmes’a başvururlar ve yine bu olay tekrarlanmıştır. Adamda tek bir yara yokken etrafta bulunan kanlar, duvara yazılan yazılar ve adamın elinden çıkacak yüzük neyi amaçlamaktadır? Böyle bir şeyi çözse çözse Holmes çözer denilir ve ona başvurulur. İşte tam bu noktada Holmes’un dehasına tanık oluruz. İki kıta arasında, hiç akla gelmeyecek sebeplerden ötürü işlenmiş cinayeti Holmes ‘tümdengelim’ ile öylesine çözer ki, etrafındakiler -ve okuyucular- Holmes’u takdir etmekten geri duramaz.
Bir diğer kitap ise Baskerville’lerin Köpeği. Bu öykü, fantastik ögeler barındırıyor izlenimiyle başlar. Devasa, cehennemden geldiğine inanılan bir köpek Baskerville’de cinayet işlemiştir. Öldürdüğü kişi bir çoban veya köylü olsaydı belki her zaman olabilecek bir şey denilidi fakat ölen kişi Sir Charles adında zengin bir soylu olunca işler karışır. Charles’ın varisinden duyulan şüpheler kısa sürede giderilince varis cinayeti çözmesi için Holmes ve Watson’a başvurur. Artık varis Henry’i korumak ve cinayeti çözmek Holmes için bir zorunluluktur. Zira cehennemden gelen bir köpek olabilir mi? Köylülerin bir efsanesi midir yoksa gerçekten var mıdır? Holmes bu davanın peşine yine müthiş gözlem gücüyle takılır. Kızıl Dos. &Sor.’a göre B. Köpeği’nde Holmes’a ait detaylar daha az bulunur. Zira Watson Baskerville’de bulunur ve buradan gözlemlerini Londra’da bulunan Holmes’a aktarır. Doğal olarak kitabın seyri bir müddet Watson’un gözlemlerinden oluşur. Aslında bu kitaba bir merak unsuru katıyor. Zira Watson’un her şeyde bir ‘bit yeniği’ araması, okuyucuyu sayfaları derhâl çevirip, olayı Holmes’un üstlenmesini bekler. Zaten Watson’da Holmes’un yanında sönük kalması beklenir ki bu da gerçekleşir. Sonuçta öldürülen kişi parası için mi yani kasti olarak mı, yoksa azman bir köpek tarafından rastgele mi veya bambaşka bir sebepten ötürü mü öldürülmüştür, Holmes yine bunu çözmeyi başaracaktır. Bizim B. Köpeği adlı romanda en çok dikkatimizi çeken şey Holmes’un dedektiflik dersi vermesiydi. En az yetmiş beş parfüm kokusunu bilmeli dedektif, demesi ayrıca üstünde durulmaya değer.
Velhasılı biz bu yazıyı yazarken A. Yakası Yay’dan Holmes’un yeni macerası ‘Korku Vadisi’ yayınlandı. Umarız S. Holmes serisini, sistematik şekilde yayınlamaya devam ederler zira bu zamana kadar tüm öyküleri Türkçe’de yayınlasa da arkası bir türlü gelmedi. Yani ya iki-üç kitapta yayınevi Holmes basmaya son verdi ya da karışık bir sırayla yayınladı. Bunun üzerinde durulması ve S. Holmes gibi bir ‘efsaneyi’ okumayanların okuması için oldukça yerinde olacaktır.

1 yorum:

  1. Acaba bana Sherlock Holmes romanlarını sırasıyla yazabilir misiniz?

    YanıtlaSil